BİR CUMHURİYET SEVDALISI ALMAN MİMAR BRUNO TAUT

“Büyük ağacın kökleri derine inmelidir” Atatürk’ün bu bilinmeyen sözünü Taut’un 1938 haziranında kendi sergisinin konuşma metninde okuduğumda bir kez daha anladım ki büyük çınarlar birbirine benziyor. Bugüne kadar cumhuriyetimizin nasıl kurulduğu üzerine çok şey söylendi. Bana sorarsanız devrimler ve cumhuriyet bir inat üstüne kurulmuştur. Bu inat olmaz denileni olduran, yapılamaz denileni yapan bir inançtan beslenmiştir. İnanç inatla birleşince tutkuya dönüşen bir olgudur. O dönemde Türkiye’ye gelerek genç cumhuriyetimizin bir anlamda mimari söylemini oluşturan alman mimarlarından biridir Bruno Taut. Elli sekiz yıllık kısa yaşamını çok sevdiği ülkemizde sonlandıran Taut gerek Almanya’da gerekse ülkemizde ölümsüz eserler bırakmıştır.
 
 
Bruno Taut ve Deutscher Werkbund
 
Alman Werkbund'un en eski üyelerinden olan Bruno Taut modernizmin en önemli mimarlarından sayılır. Deutscher Werkbund 1907 yılında Münih'te, sanayileşme ve modernizasyon süreci içindeki historizme (tarihselcilik) ve kültür yozlaşmasına bir protesto olarak önde gelen mimarlar, uygulamalı güzel sanatlarla uğraşan sanatçılar, sanayiciler, tüccarlar ve yazarlar tarafından kuruldu. Bu derneğin amacı çevreyi insana uygun biçimde düzenlemekti - günlük kullanımdaki nesnelerden, konutlardan, kentlerden ülkeye kadar. Sanatsal, ahlaki ve sosyal yenilenmeye yaptığı çağrı ile Werkbund ahlaki (etik) temele dayanan bir kalite kavramını temsil etmektedir.
 
Bruno Taut 1910 yılında Werkbund'a kabul edilir. Bruno Taut o güne kadarki saygınlığını, sanatsal yeteneği ile hümanist lise öğrenimi ve Immanuel Kant'ın ahlaki idealizmi tarafından belirlenen meslek ahlakı kavramına borçluydu. 1880 yılında Königsberg'te doğan Bruno Taut, dışavurumcu ressamların ve yazarların oluşturduğu sanatçılar çevresi ile çok küçük yaşlarda temasa geçti. Sanatçıların sosyal ve kültürel reforma katkıda bulunabileceğine inanıyordu.
1914 yılında, Birinci Dünya Savaşı arefesinde Bruno Taut Köln'deki büyük Werkbund sergisine katılmıştır. Bu sergide sanat, sanayi ve ekonomi çevrelerinin katkılarıyla sanatsal yapı ve mimarideki en yeni kazanımlar sunulmuştur. Özellikle üç yapı, yeni kurulmuş olan Werkbund'un modernizmin öncüsü unvanını almasına katkıda bulunmuştur: Henry van de Velde Tiyatrosu, Walter Gropius' Büro binası ve Fabrika hangarı ile Bruno Taut'un Glashaus'u/Camevi. Glashaus/Camev, bir yandan teknik ilerlemenin bir savı, öte yandan toplumu yenilemenin manifestosuydu. Bruno Taut'un bir yapıya ilişkin vizyonu, o yapının müzik de dahil bütün sanatları ışık ve renk tarafından aydınlatılan bir mekan kompozisyonuda eritmekten başka bir işlevinin olmadığı yolundaydı. Yeni mimarinin ışıldayan somutlaşması olarak bütün sanatların büyük bir yapıda sentez edilmesi düşüncesi, daha sonra onun ütopik yazılarında ve barış menifestolarında sanatsal ve düşünsel derinlik kazanmıştır. Bütün sanatları bütünleştiren sanat yapıtı, onun öncülük ettiği „Cam zincir“ yazışmalarının çıkış noktasını da oluşturmuştur. 
 
Bruno Taut kendi misyonunu geleneksel olanla moder olanın sentezinde görüyordu. Bu ilke, Türk-Alman Birliğinin 1916 yılında Werkbund'la işbirliği içinde Werkbund'un 11 önde gelen mimarının katılımıyla düzenlediği “İstanbul'taki Dostluk Evi” proje yarışmasına sunduğu projede de kendini gösterir. Bu proje yarışmasının amacı, bir değişim programı çerçevesinde sanat, eğitim ve bilim alanlarında kültür ve eğitim tesislerini bir araya toplayan bina kompleksiydi. Yerinde tetkiklerde bulunmak için Bruno Taut Ağustos 1916'da İstanbul'a geldi ve gezi raporuna şunları yazar: " İstanbul bizi kabalık ve gerçekliğin üzerine çıkaran ve bize başka dünyaların fantazisini vaat eden bir renk/bir sada: Işık, parlaklık, renk, renk cümbüşü - her türlü günlük kabalığın zıttı. Doğu, Avrupa'nın gerçek annesidir, ve bizim uyuyan hasretimiz hep oraya gidiyor.” Bu cümlelerde, Avrupa'da Birinci Dünya Savaşının kızıştığı bir dönemde barış içinde yaşama özlemi hissedilmektedir. Bruno Taut'un projesi yöresel ve iklimsel koşullar tarafından belirlenen yapı geleneğine dayanıyor ve İstanbul'un eski, tarihsel silüetine uygun düşüyordu.
 
Siyasi ve sosyal huzursuzlukların hüküm sürdüğü savaş sonrası dönemde önde gelen Werkbund sanatçıları toplumsal yenilenmeleri umuyorlardı. Düşüncelerinin mimari alanda somutlaşması için “Sanat Çalışma Kurulu” ve “Novembergruppe/Kasım Grubu” gibi radikal sanatçı birliklerine katılıyorlardı. Bruno Taut Sanat Çalışma Kurulunun kurucuları arasındaydı ve kurulun ilk başkanı seçildi. Bütün sanatçıları yapı alanında toplanmaya çağıran kurulun mimari programını kaleme aldı.
 
1927 yılındaki uluslararası “Konut” yapı sergisiyle Werkbund modern mimari ve ürün tasarımı teşvikçisi olarak öncü rolünü belgeledi. Yeni yapı malzemeleri ve tasarruflu yöntemler kullanılarak konut yapım alanındaki en son teknik, hijyenik ve estetik yenilikler sunuldu ve sanayi öncesi konut biçimlerinden kopuş sağlandı. Diğerlerinin yanında katılan mimarlar şunlardı; Victor Bourgeois, Le Corbusier, J.J. P. Oud, Mart Stam, Peter Behrens, Walter Gropius, Ludwig Mies van der Rohe, Hans Poelzig, Hans Scharoun, Max und Bruno Taut. Bilim Sarayı/Wissenhof “Yeni Yapının” en önemli belgelerinden biri kabul edilir. Bu proje Bruno Taut'un katıldığı en son Werkbund projesiydi. Dünya ekonomik krizinin ve nasyonal sosyalizmin gölgesi inmek üzereydi. Werkbund 1934 yılında yeni iktidar sahipleri tarafından kapatıldı.
 
Bruno Taut 1933 yılında ülkeden göç etmek zorunda kaldı ve nasyonal sosyalist adli makamlar tarafından izlendi. İsviçre üzerinden Japonya'ya kaçtı. Orada “Mimari Öğreti”'yi kaleme aldı. Bu yazısında “Proportion/Orantı” mimarinin ve kentsel yapının belirleyici ifadesi olarak öne çıkar. 1936 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinin çağrısına uydu. Türkiye Cumhuriyet Milli Eğitim Bakanlığı İnşaat Bölümü Şefi olarak kapsamlı bir inşaat faaliyetine başlamak ve eski yapı geleneğini yeni tasarım düşünceleriyle geliştirmek olanağı buldu.
Bruno Taut şehirlerin görünüşüne renk ve ışık getirmiş ve kendisine mimarlık tarihinde kalıcı bir yer edinmiştir.
 
Renkli yapıların ustası olarak tanınan Taut, Atatürk’ün katafalkını yapma gibi onurlu bir görevi yerine getirdikten sonra İstanbul’da hayata gözlerini yumdu.
 
Sinan ülkesinde olduğunun bilinciyle sayısız öğrencide yetiştiren, mimarında bir felsefesi olması gerektiğini bilen ve bu nefesini yapıtlarında duvarlara ve koridorlara üfleyen dostumuzu saygıyla  anıyorum.
 
Bu çalışma için gerekli tüm sözel ve görsel dokümantasyonu sağlayan başta Ankara Goethe Enstitü Müdürü Sayın Sabine Hahemann-Ünlüsoy‘a, ve Sayın Meral Pak ve Sayın Elvan Altan Ergut’a, teşekkür ederim.
 
Kemal Çifçi
Sosyolog
 
 
TÜRKİYE’DEKİ ESERLERİ
 
Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi 1937-1939
 
 
 
 
Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, 1930’lar Türkiye mimarlığının modernist ve gelenekselci yaklaşımlarının ve bu bağlamda Taut’un mimaride yeni bir sentezle „yerel bir modernizm“ oluşturma girişiminin ürünü olarak değerlendirilebilir. Mimar, modernle gelenek arasında kurmaya çalıştığı sürekliliği, mimarlığın çeşitli dönem ve bölgelerinden etkilerle yorumlamıştır. Binanın plan şeması, kütle biçimlenmesi ve cephe tasarımında, modernizme, Taut’un 1920’ler öncesi mimarlık anlayışını etkileyen Orta Avrupa yapı geleneğine, Japon mimarlığına ve Türk yapı geleneğine göndermeler bulunabilir.
 
Kentin ana omurgası olan Atatürk Bulvarı boyunca yerleştirilmiş olan yapı, bodrum üzerine yüksek bir zemin ve dörder katlı kütlelerin birleşmesinden oluşmuştur. Bunlar, birbirine kaydırılarak eklenen iki yatay kütle ve uçlarda konferans salonları gibi büyük mekânlar içeren iki dikey bloktur. Yapı kütlesinin parçalanmasıyla, bulvar boyunca uzanan cephenin kütlevi etkisi azaltılmıştır. Ön cephede giriş yükseltilmiş, merdivenler ve saçakla vurgulanmıştır. Girişin bulunduğu orta bölüm dışarı taşmaktadır. Üstte ise Atatürk’ün özdeyişinin harflerinin bulunduğu kısım hafif bir kavis yaparak yükseltilmiştir. Betonarme iskelet uygulanmış olan binada malzemede, pencerelerde, kaplamalarda çeşitlilik görülmektedir. Diğer cepheler işlevselci ve yalın bir mimarlık biçimlenmesi gösterirken ön cephenin farklı kaplama ile bilhassa ortaya çıkarılması, Bulvar’ın şerefine yakışır olması ve Fakülte’nin gençliğin eğitimindeki öneminin gözönüne alınması şeklinde açıklanabilir.
 
Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, gerek ölçeği, gerekse mimari özellikleri ve bunları tamamlayan detay uygulamalarıyla anıtsal bir yapı olarak tasarlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin batılılaşma ve modernleşme ideallerini bağladıkları okul yapıları arasında döneminin en görkemli binasıdır. Böylece, ülkenin eğitime verdiği önemi simgeleyen yapı, modern yapılaşmasıyla Türkiye’ye örnek olması hedeflenen başkentin en önemli bulvarı üzerindeki yerleşimi ile, Ankara’nın tarihi ve toplumsal hafızasındaki etkin yerini almaktadır.
 
Ankara Atatürk Lisesi 1937-1940

Ondokuzuncu yüzyıl sonunda eğitime başlayan „Taş Mektep“, erken Cumhuriyet döneminde Ankara’nın yeni planına göre konut bölgesi olarak gelişmekte olan Yenişehir (Kızılay) bölgesinde inşa edilen yeni binasına geçerken Atatürk Lisesi adını almıştır. Taut’un tasarladığı bu bina, öğrencilerin dinlenmek ve spor yapmak üzere kullanacağı avluların çevresini tanımlayacak biçimde şekillenmiştir. Betonarme iskelet sistemiyle inşa edilmiş olan yapının kütlesi üç katlı olarak tasarlanmış; sınıflar ve spor salonu gibi değişik işlevde ve ölçekteki mekanlar asimetrik bir Z şeklinde biraraya getirilmiştir.

 
Avluda yapının zemin katı boyunca dolaşan ve doğu köşesinde yer alan girişle sonlanan revak, hem görsel hem de işlevsel bir eleman olarak dikkat çekmektedir. Koridorlar boyunca dizilen dersliklerin güney yönüne cephe vermesi sonucu iç mekanın aydınlanmasına ve ısınmasına katkı sağlanmakta; dersliklerde Taut’un Türkiye’deki diğer okul yapılarında da rastlanan güneş siperli üçlü pencere düzeninin kullanılmasıyla da günışığının kontrolü  mümkün olmaktadır.  Cepheye yatay bir etki veren güneş siperleri işlevsel ve görsel olarak karakteristik bir diğer elemandır. Dönem üslubunun tipik biçimsel elemanlarından yuvarlatılmış köşe kullanımına ise bu yapının konferans salonunda rastlanmaktadır.
Atatürk Lisesi, erken yirminci yüzyılın yalın çizgilerinin ve işlevsel mimari anlayışının 1930’lar Türkiye’sindeki örneklerinden biridir. İlk inşa edildiğinde tek bloktan oluşan yapıya sonraki yıllarda iki blok daha ilave edilmiştir. Yapılan bu eklemelerle yapı günümüze kadar özgün eğitim işlevini sürdürmektedir.
 
İzmir Cumhuriyet Kız Enstitüsü 1937-1942
 
 
Cumhuriyet Kız Enstitüsü’nün açık bir alan tanımlayan birkaç bloktan oluşması planlanmıştır; ancak inşaat 1942 yılında yarım kalmış, sadece Vasıf Çınar Bulvarı’na paralel doğrultuda yerleşmesi düşünülen uzun  bloğun bir kısmı inşa edilebilmiştir.
 
Geniş bir bahçe içinde yer alan yapı, yükseltilmiş ve düzgün kesme taşla kaplanmış bodrum kat üzerine sıvalı üç kat olarak tasarlanmıştır. Dersliklerin koridorun iki yanında sıralanmasıyla şekillenen basit bir kat planı şemasına sahip olan yapının güneye bakan cephesinde merdivenli bir giriş bulunmakta, girişteki salondan dersliklere ulaşan koridora geçilmektedir. Üst katlara bağlanan ana merdiven de bu salondadır.
 
Düzgün aralıklarla yerleştirilen pencereler cepheye yalın ve işlevselci bir karakter vermiştir. Taut’un Türkiye’deki diğer okul yapılarında pencerelere yerleştirdiği güneş siperleri bu yapıda bulunmamakta, bunlar yerine geniş saçaklı çatı üçüncü kat için gölgeleme görevi görmektedir.
İzmir’in Alsancak semtinde inşa edilen Kız Enstitüsü, erken Cumhuriyet döneminin eğitim alanındaki atılımları içinde önemli bir yer tutan ve Anadolu’nun birçok şehrine yayılan kız meslek okullarının bir örneğidir. İç ve dış tasarımında sahip olduğu yalın çizgilerle de döneminin işlevselci mimarlık estetiğini örneklemektedir. 
 
Ankara Cebeci Ortaokulu, 1937-1940
 
 
 
Cebeci Ortaokulu, 1930’lar Türkiye mimarlığında modernist yaklaşımın ve bu bağlamda Taut’un akılcı ve işlevselci tasarım uygulamalarının bir örneğidir.
 
Erken Cumhuriyet döneminde Ankara’nın yeni gelişmekte olan önemli semtlerinden Cebeci’de yer almakta olan bu okul yapısı, öğrencilerin kullanımına açık U biçiminde geniş bir alanı tarifleyen ana blok ve iki ucuna eklenen bloklardan meydana gelmiştir. Farklı yüksekliklerde tasarlanmış olan bu kütlelerden batıdakinde yer alan ana giriş kapısına üstü kapalı bir revakla ulaşılır. İki kat yüksekliğindeki bu blokta büyük bir spor salonu ve bir konferans salonu bulunmaktadır. Doğudaki blok ise, iki ve üç katlı kütlelerin asimetrik bir şekilde biraraya gelmesiyle şekillenmektedir.
 
Doğu-batı doğrultusunda uzanan ana blokta yer alan derslikler koridor boyunca güney yönünde dizilmiştir. Dersliklerin güneş siperli üçlü pencere düzeni sonraki yıllarda okul yapılarında tekrarlanan bir cephe biçimlenmesi olmuştur.
 
Bina, iyi ışık alan iç mekanlar, alçak basamaklı merdivenler, geniş koridorlar gibi kullanışlı çözümler getiren tasarımıyla döneminin örnek okul yapıları arasındadır. Betonarme iskelet sistemiyle inşa edilen yapı, cephede güneş siperlerinin sağladığı yatay vurgu ve dik açılı köşelerin yuvarlatılması gibi tasarım uygulamalarıyla da erken yirminci yüzyılın yalın mimari çizgilerini taşımaktadır.
 
Cebeci Ortaokulu, günümüze kadar geçen sürede işlevini sürdürmüştür. Ancak bu süreçte özellikle cephesine uygulanan bakım ve onarımlarda özgün modernist niteliklerini kısmen yitirmiştir. 
 
Trabzon Lisesi 1938-1940
 

Karadeniz Bölgesi’nin en önemli kentlerinden Trabzon’da ondokuzuncu yüzyılın sonunda açılan lise, Cumhuriyet’in ilanı sonrası artan ihtiyacı karşılayamaz hale gelince yeni bir yapının inşası gündeme gelmiştir. Taut’un tasarladığı yeni binada 1940 yılından itibaren eğitim vermeyi sürdüren Trabzon Lisesi, uzun süre bölgenin tek okulu olarak Cumhuriyet döneminin ülkede yaygın eğitim sağlama hedefi çerçevesinde önemli bir rol üstlenmiştir.
 
Doğu-batı doğrultusunda yerleşerek bodrum üzeri üç kat olarak tasarlanmış olan ana kütlede bir koridor üzerinde güney yönüne bakan derslikler yer almaktadır. Taut’un diğer okul tasarımlarında da görülen şekilde, derslikler güneş siperli üçlü gruplar olarak düzenlenmiş pencerelerle aydınlanmaktadır. Okulun ana binası önünde geniş açık bir alan yer alır. Bu alandan yaklaşılarak ulaşılan giriş, binanın batı tarafına yakın kısmında tasarlanmış, üç kat boyunca sürekli devam eden pencere düzeni ve girişin etrafının ayrı renkte boyanması ile elde edilen vurgu sayesinde anıtsal bir ifade kazanmıştır. Spor ve toplantı salonları, kütüphane, yemekhane gibi daha büyük mekan gerektiren işlevleri barındıran ek yapılar ana binanın iki tarafında yer alarak arkada bir avlu oluştururlar. Diğer okul tasarımlarında da görülen revaklar, yapıdan arka avluya geçişte bir ara mekan olarak işlev görmekte; ön cephede ise revir binası olarak tasarlanmış olan ek yapıya geçiş sağlamaktadır. Yapının arka cephesinde dikkat çeken bir diğer eleman ise, geleneksel mimarlığa referansla tasarlanmış olabileceği düşünülen geniş saçaklı çatıyı taşıyan eğik payandalardır.  
 
Trabzon Lisesi, yapıldığı dönemin işlevselci ve yalın mimarlık estetiğini başarıyla örneklemektedir. Yapı, iyi aydınlatılmış sınıflara, geniş iç dolaşım mekanlarına ve iyi çalışan bir yapısal sisteme sahip olması ve kentteki ilk kaloriferli binalardan biri olması gibi özellikleriyle çağdaş bir eğitim ortamı sunmaktadır. Ayrıca, Taut’un bu yapıyı tasarlarken çevreye uyumuna özellikle dikkat ettiği, bahçedeki manolya ağacını gözönüne alarak tasarımı değiştirdiği ve proje raporunda okulun manzarasının bozulmaması için yol üzerinde yapılacak binalara en fazla iki kat ruhsat verilmesini önerdiği söylenmektedir.
Yapılan bakım ve onarımlarla yapının özellikle cephesi özgün tasarımına uygun olarak  korunmuştur. Yapı özgün eğitim işlevini sürdürmektedir.
 
Bruno Taut’un Ortaköy’deki Villası, 1938

 

Taut’un kendi evi Türkiye’de inşa edilen tasarımları arasında farklı mimari dili ile özel bir yer tutar. İstanbul’da Ortaköy’de Emin Vafi Koruluğu’nun ortasında tasarlanan yapı, çevreden korunaklı ancak Boğaziçi manzarasına açık yerleşimi ile özel konutun gereksinimlerine başarıyla cevap vermektedir.
 
Yapının en dikkat çekici kısmı, arka tarafı dik yamaca yerleşirken, iki kolonla taşınan betonarme bir sistem üzerinde yükselen ön bölümüdür. Bu bölümde toprağa oturan kısım tek kat, öne çıkan kısım oturma mekanlarının yer aldığı iki kattan oluşur. Üst kat sekizgen biçimlidir ve çatısı içeriden de görülebilen piramit şeklindedir. Sekizgenin altı yüzü panoramik bir manzaraya açılan camla kaplanmıştır. Alt katın pencereleri iki sıra olarak tasarlanmış, görüşü rahatlatmak için alttaki sıra daha büyük tutulmuş, üstteki sıra ise küçük parçalara bölünmüş doğrama kullanımı ile farklı bir dil kazanmıştır. Pencerelerin bu şekilde bölünmesi, güneye bakan iç mekana güneş siperi oluşturmaktadır. Yapının öne çıkan kısmında böylece meydana gelen üç sıra pencere ayrı kiremitli çatılarla örtülüdür.
 
Yeni yapım teknolojisi zorlanarak inşa edilen ve iyi işleyen çağdaş bir mekan tasarımına sahip olan bu villanın ana kütle şekillenmesi ve detaylarıyla Türkiye’ye gelmeden önce yaşadığı Japonya’nın pagodalarına ve geleneksel Türk konutuna referans verdiği söylenmektedir. Bu küçük yapı, „eskinin gelenekleriyle çağdaş uygarlık arasında bir sentez yakalamaya çalışmalı, ancak bu arayışın tek taraflı olmasından kesinlikle kaçınmalıyız“ diyen Taut’un mimarlık anlayışının başarılı bir özeti sayılabilir.
 
 
Bruno Taut’un Kısa Özgeçmişi
 
4.5.1880 Königsberg / Doğu Prusya’da doğdu
1897 Königsberg / Doğu Prusya’da lise olgunluk sınavını verdi
1897-1901 Doğu Prusya’da Yapı Sanat Okuluna girdi, duvarcı çırağı olarak çalıştı
1902 Neugebauer mimarlık bürosunda çalıştı, Hamburg-Altona Wiesbaden’daki F.M.Fabry mimarlık bürosunda çalıştı
1903-1904 Bruno Möhring’le birlikte çalıştı, Berlin
1904-1906 Theodor Fischer’le birlikte çalıştı, Stuttgart
1906 Chorin’li Hedwig Wollgast ile evlendi, Berlin’e geri döndü
1908 Heinz Lassen’le birlikte çalıştı, Berlin
1909 Franz Hoffmann ile birlikte bağımsız mimar olarak çalıştı, ortak büro „Taut & Hoffmann“
1910 Alman Werkbund üyesi oldu
1913 Aman Gartenstadt Firmasının danışman mimarlığını yaptı, çok zengin bir yayın faaliyetine başladı
1913 Alman Werkbund üyesi oldu
1913/1914 Kardeşi Bruder Max Taut ile ortak büroda
çalıştı, “Brüder Taut & Hoffmann“
1914 „Glashaus/Camev“ ile Köln Werkbund sergisine katıldı
1917 Bergisch-Gladbach’ta Alman Gartenstadt Firması için çalıştı, uzun süre evli kalacağı Erica Wittich ile tanıştı
1918 Novembergruppe üyesi oldu Sanat Çalışma Kurulu kurucuları arasında yer aldı
1921-1924 Magdeburg’ta yapı dairesi yöneticiliği yaptı
1924 Berlin’e geri döndü ve kendi özel mimarlık bürosunu yeniden kurdu
1924-1932 GEHAG ’ta danışman mimar olarak çalıştı
1926 Mimarlık Birliği „Ring“ üyesi oldu
1927 Stuttgart-Weißenhof’taki „Konut“ isimli Werkbund sergisine katıldı
1930 Berlin-Charlottenburg Teknik Yüksekokulunda fahri profesör oldu, öğrenim üyesi olarak
çalıştı
1931 Berlin’deki Prusya Güzel Sanatlar Akademisine üye oldu
1932 Moskova’ya taşındı
1933 Berlin’e geri döndü İsviçre’ye kaçtı; Marsilya, Neapal, Atina, İstanbul, Odesa, Moskova ve Viladivistok üzerinden Japonya’ya geldi
1933-1936 Japonya’da ikamet etti
1936-1938 Türkiye’ye yerleşti, Güzel Sanatlar Akademisinde görev aldı, Mimarlık Bölümünde profesörlük yaptı
1938 İstanbul’da tüm yapıtları tanıtıldı.
24.12.1938 İstanbul-Ortaköy’deki evinde vefat etti